Apiterapi; Arı Ürünlerinin İnsan Sağlığı Üzerindeki Önemi

Giriş:

Ülkemiz arıcılık ve arı ürünleri üretimi açısından büyük olanaklara sahip olmasına karşın, bal dışındaki arı ürünleri fazla bilinmemektedir. Arıcılığı gelişmiş ülkelerde ise; arı sütü, polen, bal, balmumu, arı zehiri, propolis gibi arı ürünleri; tıp, kozmetik, ilaç sektörlerinde kullanılmakta ve her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.

Bal arısı’nın ürünleri olan arı sütü, polen, bal, arı ekmeği, arı zehiri ve propolisin  değişik oran ve bileşimlerle hazırlanarak insan hastalıklarının tedavisinde ilaç olarak kullanılmasına tıp dilinde “Apiterapi” adı verilmektedir. Çin başta olmak üzere bazı Doğu Avrupa ülkelerinde, hastalıkları sadece arı ürünleriyle tedavi eden  Apiterapi merkezleri bulunmaktadır. Ülkemizde ise henüz arı ürünleri ile tedavi (apiterapi) merkezleri bulunmamaktadır.

Balın Tıpta Kullanımı

Doğal bir besin olan bal; bitkilerin çiçeklerinde bulunan balözünün (nektar) veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı böceklerin salgıladığı tatlı maddelerin bal arısı tarafından toplanıp, vücutlarında değişikliğe uğratıldıktan sonra, petek gözlerine doldurulması ve buralarda olgunlaşması sonucunda  oluşan tatlı bir besin maddesidir. Balın bileşimi, rengi ve lezzeti arıların topladıkları bal özüne yani nektara göre değişir. Bal genel olarak su, glikoz ve früktoz (meyve şekeri) birleşiminden oluşur. Bunların yanısıra bileşiminde sakkaroz gibi şekerler, enzimler, sodyum, bakır, çinko, magnezyum gibi bir çok temel element, C ve B vitaminleri, protein ve amino asitlerde bulunur.  Protein ve aminoasitler açısından oldukça zengin bir besin olan bal, hiç yağ içermemektedir. Bu nedenle, diyetlerinde hiç yağ bulundurmaması gereken hastalar tarafından rahatlıkla tüketilebilmektedir.

Bal, kan şekeri düzeyini yükseltmek için en uygun besin maddesidir. İçerdiği glukoz ve fruktoz basit şekerler olup, sindirim sırasında parçalanmadan kana karışmakta, dolayısıyla kan şekerini çabuk yükseltmektedir. Bu da balın çok iyi bir enerji kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Koyu renk ballar, açık renk ballara göre daha fazla mineral madde içermektedir. Dolayısıyla kansızlık (anemi) sorunu olan kişilerin bu tip balları (çam, kestane, püren v.b.) tüketmesi önerilmektedir. Yapılan araştırmalar, düzenli olarak bu balların tüketilmesinin kandaki hemoglobin düzeyini yükselttiğini ortaya koymaktadır.

Balın yapısındaki enzimler nedeniyle mikropları öldürücü (antiseptik) özellik taşıdığı saptanmış ve yapılan araştırmalar sonucunda ağız, boğaz ve bronş enfeksiyonları ile mide ülseri tedavisinde iyileştirici etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun yanısıra balın, yorgunluk giderici özellik taşıdığı, sinirleri teskin edici nitelikte olduğu da belirtilmektedir. Bütün bunlara ek olarak,bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve nekahat dönemindeki hastaların çabuk toparlanmasına yardımcı olduğuda belirlenmiştir.

Arı Sütünün Tıpta Kullanımı

Saf arı sütü; 5 ila 15 günlük işçi arıların alt çene ve boğaz bezlerinin salgılarından birisi olup, ana arı gözlerine aşılanan ana arı larvalarının beslenmesine yarayan, ancak ana arı gözlerine aşılama yapıldıktan sonra 36-48 saat zarfında toplanan, pelte kıvamında, kemik renginde, kendine has bir koku ve yakıcı bir tada sahip bir gıdadır. Arı sütünün içeriğini çiçek tozları ve bal oluşturmakta olup, son derece kuvvetli bir besin maddesidir. Arı sütü ilk salgılanıp ağza gelince süt kıvamındadır, ancak petek gözlerine konduktan sonra koyulaşarak krema şeklini ve rengini kazanır. Suda eriyebilme özelliğinde olan  arı sütünün yapısında protein, lipid, karbonhidrat,kül, fosfor, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, polen, C, D, E ve B kompleks vitaminleri bulunmaktadır.

Arı sütü taze halde krem renginde, yapışkan ve hafif ekşi bir tada sahiptir. Ancak arı sütünün bu özellikleri sıcaklık ve ışık etkisiyle değişmekte, rengi koyulaşıp, kıvamı artmakta ve tadı da acılaşmaktadır. Kovan içinde daha uzun süre dayanmasına karşılık, dışarıda özellikle saf halde iken 2-3 saat içinde kimyasal yapısında değişmeler başlamaktadır.

Arı sütü bir çok ülkede onarıcı, tedavi edici özelliklerinden dolayı diyet ve kozmetik amaçlar için ticari bir madde olarak üretilmekte ve kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalarda arı sütünün; hipotoni (kasların tonüsünde artma veya azalma), endarterit (atar damarların iltihabı), stenokardi (göğüste şiddetli ağrı ve nefes darlığının neden olduğu ani nöbetler), karaciğer yağlanması, kronik dejeneratif hastalıkların tedavisi ve geriatrik şikayetlerin giderilmesi ile seboreya (yağ bezlerinin aşırı salgı yapması), iltihaplı eklem hastalıkları, yorgunluk, zayıflık ve kuvvetsizlik hallerinde tedavi edici özelliği bulunduğu belirtilmektedir. Arı sütü biyolojik dayanıklılığı artırıcı, ani heyecan ve ruhi gerginlik hissini azaltıcı, rahatlatıcı, iştah artırıcı, zindelik kazandırıcı özelliklere sahiptir. Bu özelliklerine bağlı olarak, sinirsel ve fiziksel yorgunluk halleri, mide-barsak hastalıkları, romatizma, bronş astımı, sinirsel ve ruhsal bozuklukların tedavisi, yaşlılık ve seksüel zayıflık hallerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Araştırmacılar arı sütünün kandaki kolestrol düzeyini düşürücü ve damar genişletici etkileri olduğunu bildirmektedirler. Arı sütünün vazodilatif-damar genişletici etkisi bala oranla 100 kez daha fazladır. Yine arı sütü içeriğinde bala göre 20 kat daha fazla olan asetilkolin maddesinin karaciğer yağlanmasını önlediği, tansiyon düşürücü etkisi olduğu, kalp atışını düzenlediği bildirilmektedir. Arı sütü düzenli kullanıldığında kanda total yağ ve kolestrol düzeylerini düşürmektedir. Günde 50-100 mg arı sütü alınması total kolestrol düzeyinde %14, total lipid düzeyinde %10 azalma sağlamaktadır .

Arı sütü antiviral etkiye de sahiptir. Bu etki sayesinde arı sütünün grip virüsüne karşı son derece etkili olduğu belirtilmektedir. Yalnız bu etki arı sütünün yüksek oranlarda kullanılması ile mümkün olmaktadır.

Arı sütünün güçlü antibiyotik ve antimikrobik etkisi sayesinde veremli, astımlı, ülserli ve felçli hastalarda olumlu etkiler gösterdiği bildirilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, arı sütünün şeker hastalarında kan şekerini düşürdüğü saptanmıştır. Ayrıca arı sütü görme bozukluklarında son derece olumlu sonuçlar vermekte ve görme yeteneğini artırmaktadır .Yine arı sütünde bulunan çeşitli aktif maddeler, organizmada canlandırıcı ve gençleştirici etkileriyle çocuklarda büyüme gecikmelerine ve vücut kuvvetsizliğine karşı da ilaç olarak kullanılmaktadır .

.Yapılan klinik ve deneysel araştırmalar, arı sütünün immün (bağışıklık) sistemini düzenleyici etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Henüz kesin sonuçlar alınmamış olmasına karşın, arı sütünün kanser tedavisinde de umut verici gelişmeler gösterdiği belirtilmektedir. Nitekim elde edilen bulgular, arı sütünün kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığını ortaya koymaktadır .

Tedavide en iyi sonucu veren ve etki gösteren arı sütü, taze ve stabilize arı sütüdür. Ancak arı sütünün bir ilaç olarak değeri ile vücuda hangi yolla ve ne miktarda verileceği konusunda farklı düşünceler bulunmaktadır. Alternatif tıp merkezlerince, arı sütü kürlerinin 21 gün boyunca devam ettirilmesi ve bu süre içinde her sabah aç karnına bir çay kaşığı arı sütü yenilmesi önerilme olup, arı sütünün dil altına alınması ve yavaş yavaş erimesini bekledikten sonra yutulması tavsiye edilmektedir. Böylece arı sütündeki aktif maddelerin hemen organizmaya geçtiği belirtilmektedir. “Süper kür” yapmak isteyenlerin ise 30 gün boyunca bu şekilde uygulama yapması gerektiği öne sürülmektedir. Bazı araştırıcılar ise günlük arı sütü dozu için farklı önerilerde bulunmaktadırlar. Bu araştırıcılara göre tedavi kürü iki ay sürmeli ve yılda iki kez uygulanmalıdır. En uygun uygulama zamanınında Şubat-Nisan arası ile Eylül-Kasım ayları arası  olduğu belirtilmektedir. Günlük doz olarak, bir defa sabah aç karına veya günde iki defa sabah ve öğlen aç karına alınması önerilmektedir. Arı sütünün akşam kullanılması, sinir sistemini uyararak uykusuzluğa neden olduğu için tavsiye edilmemektedir.

Arı sütü bazı kişilerde alerjik etkiler gösterebilmekte ve böyle durumlarda arı sütü kullanımının hemen sona erdirilmesi gerekmektedir.

Polenin Tıpta Kullanımı

Polen,çiçekli bitkilerde; çiçeklerin erkek organlarının (stamen) üst kısmında bulunan anterlerin içindeki polen kesecikleri (theca,polen sacs) içerisinde yer alan, bal arısı tarafından toplanan kurutulmuş çiçek tozlarıdır. Arıların büyüyüp gelişimlerini tamamlamaları, salgı bezlerinin gelişmesi için gerekli en önemli protein kaynağı olan polen, insan beslenmesindede çok büyük bir öneme sahip olup, arı ürünleri üretimi gelişmiş ülkelerde polen tabletleri, polen granülleri, sıvıları, şekerlemeleri halinde piyasaya sunulmaktadır. Ülkemiz polen üretimi bakımından son derece büyük olanaklara sahip olmasına karşın, gerek üretimdeki teknik bilgi yetersizliği, gerekse pazarlama konusundaki aksaklıklar nedeniyle eldeki bu kaynaklar yeterince değerlendirilememektedir. Polen ülkemizde; saf kurutularak, bala katılarak ya da polen tabletleri haline getirilerek tüketilmektedir. Ancak tüketim miktarı da, üretim miktarına bağlı olarak oldukça düşük düzeydedir.

Polen ekstrelerinin kullanımı ile karaciğer hastalıklarında meydana gelen hasar azaltılmakta ve karaciğerdeki enzimatik bozukluklar düzeltilmekte olup, kronik karaciğer hastalığı gibi karaciğerde hasar yapan hastalıklarda polenin hiç bir yan etkisi olmadan tedaviye yardımcı olmak üzere tıbbi bir ilaç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir.

Polen, kronik prostat hastalığı tedavisinde olumlu sonuçlar vermektedir. Polen ekstreleri prostat üzerine seçici ve özel bir etki göstermekte olup, polen ekstreleri prostat hücrelerinin büyümesini engellemektedir. Kronik prostatit’de polen ekstreleri ile sonuç almak için tedaviye en az üç ay devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Sonuçta hastanın şikayetlerinde azalma ile birlikte prostat bezinde küçülme, lökosit sayısında azalma ve idrar akımında artma görülmüştür. Polen ekstreleri ile tedavide hastaların %92’sinin tedaviye olumlu cevap verdiği saptanmıştır.

Bazı hassas kişilerde arı poleni alınmasıyla iştahsızlık, başağrısı, bulantı, karın ağrısı, ishal , kaşıntı gibi allerjik reaksiyonlar görülmektedir. Çok ender olarak yaşamı tehdit edebilecek anoflaktik reaksiyonlar da meydana gelmektedir .

Arı Ekmeği ( Bee Bread) ve Tıpta Kullanımı

Arı ekmeği, kovandaki petek gözlerine depolanan polendir. Arı ekmeği, normal şartlarda bilinen polenden gerek yapısı, gerekse besin madde içeriği bakımından farklılık göstermektedir. Polen, saf olarak çiçek tozlarından oluşmaktadır. Ancak arı ekmeği, arının çiçek tozlarını petek gözlerine depolaması sırasında ağzından çıkardığı kimi enzimler ve balla ıslattığı, propolisle yüzeyini kapladığı besindir. Arı ekmeğinin, polene göre daha yoğun ve besin madde içeriğininde daha yüksek olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda 1 ay boyunca günde üç kez bir tatlı kaşığı arı ekmeği-bal karışımından oluşan kür uygulanan hastalarda, yüksek bir canlılık, iştah ve kilo artışı, yüksek fiziksel konsantrasyon belirlenmiştir. Yine hastaların büyük bölümünde baş ağrısı, kansızlık, güçsüzlük, yorgunluk ve baş dönmesi şikayetlerinin büyük ölçüde kaybolduğu saptanmıştır. Arı ekmeğinin kansızlığın  tedavisine yardımcı etkisi olduğu, kolit ve gastrit hastalıklarının tedavisinde de son derece başarılı sonuçlar verdiği saptanmıştır.  Apiterapide arı ekmeği kullanımının neden olduğu herhangi bir zehirlenme vakasına rastlanmamış olsa da, polene alerjisi olan kişilerin bu tür kürlerden de uzak durması gerekmektedir. Arı ekmeğinin uygun şartlarda hasat yapılması ve soğuk-kuru ortamlarda tutulması, mikroorganizma faaliyetini yavaşlatmak açısından önem taşımaktadır. Besinin biyolojik değerini koruması açısından mümkün olduğunca taze olarak kürlerde kullanılması önerilmektedir.

 

 

Arı Zehirinin Tıpta Kullanımı

Arı zehiri tıpta romatizma, bel ve adale ağrısı, eklem ve sinir iltihaplarının tedavisinde kullanılmaktadır. Kuvvetli bir antibiyotik olan arı zehirinden  “Apitoksin” adı verilen tabletler yapılmaktadır. Arı zehiri, atardamarlardaki kan akışının hızını değiştirmekte, kanı sulandırmakta ve pıhtılaşmayı önlemektedir.  Bu da kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riskini azaltmaktadır.

Arı zehiri tıpta özellikle romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, zehirin mikroenjeksiyon yardımıyla ağrılı bölgeye uygulanmasıyla (apiterapötik akupunktur) nörolojik lumbago ve siyatikte %88 başarı sağlandığı belirtilmektedir. Düzenli olarak iki ay boyunca tedaviye devam eden hastalarda ağrının tamamen ortadan kalktığı, hareket edebilme yetisinin büyük ölçüde artma gösterdiği saptanmıştır. Ancak arı zehirine alerjisi olanların  bu tip tedaviden kaçınması gerekmektedir.

Propolisin Tıpta Kullanımı:

Propolis; tarlacı işçi arılar tarafından bitkilerin taze filiz ve tomurcuklarından, ağaçların gövdelerinden  toplanan, rengi kırmızıdan kahverengine dek değişen yapışkan bir maddedir. Arılar propolisi temel olarak soğuk kış aylarında kovanlarındaki delikleri daraltmak veya kapatmak amacıyla kullanırlar. Ancak bunun yanısıra kovanda ölen arıları veya yabancı böcekleri, zararlıları propolisle kaplayarak,kovan içinde oluşabilecek muhtemel mikroorganizma faaliyetini de önlemeye çalışırlar.

Kovandan alınan saf propolis sıcak su veya alkolle muamele edilince doğal antibiyotik olarak aylarca buzdolabında korunabilir. Propolisin mikropları öldürücü (antimikrobiyal) özelliği vardır. Yapılan çalışmalarda, sinir hastalıkları ve mide ülseri tedavisinde hiç bir yan etki görülmeksizin, olumlu sonuçlar elde edilmiştir.

Propolisin mum ve yağlarla karıştırılmasıyla elde edilen merhemler vücuttaki yara, yanık ve deri iltihaplarında dezenfektan olarak kullanılmaktadır. Araştırıcılar, propolisin yanık yüzeyini adeta bir film gibi kaplayarak dış ortamdaki mikrobiyal faaliyetten koruduğunu ve içeriğindeki antiseptik özellikteki maddelerle (ferrulik asit) yarayı tedavi ettiğini öne sürmektedir. Bunun yanısıra, yapılan araştırmalarda, propolis merhemi uygulamasıyla kadınlarda vajinal iltihaplanmalara neden olan Trichomonas mantarının klinik belirtilerinin tamamen kaybolduğu ortaya konmuştur.

Propolis arpacık, kornea ülseri, gözlerde allerjik kaşıntı gibi  göz hastalıklarında da tedavi edici özelliği bulunduğu bildirilmektedir.

Propolisin saf olarak çiğnenmesi, dişeti çekilmelerinin ve ağız içi yaralarının tedavisinde yardımcı olmaktadır. Deniz yosunu olan Agarla karıştırılarak elde edilen propolis jelleri, diş hekimlerince viral dişeti hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

Propolis akne tedavisinde de kullanılmakta ve oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Dezenfektan etkisiyle cildi temizlemekte ve doğal penisilin özelliği ile de yaranın kökünü kurutmakta, böylece aknenin yenilenmesini önlemektedir.

Propolis alerjisi oldukça nadir görülen bir olay olup, allerjisi olan kişinin  propolisle temas eden yerinde kırmızı lekelenmeler görülmektedir. İleri safhalarda solunum güçlüğü ile de karşılaşılabilmektedir.

Sonuç

Dünyada arı ürünlerine yönelik  pek çok tıbbi araştırma olmasına karşın, ülkemizde konu ile ilgili tıbbi çalışmalar son derece sınırlı kalmıştır. Günümüzde giderek doğal ürünlerle beslenme ve yaşamın her alanında doğal ürünlerden daha fazla yararlanma düşüncesi artarken, ülkemizde de arı ürünlerinin üretimi, tüketimi ve tıpta kullanımı konularına daha fazla önem verilmesi yerinde olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir